LAKIRDI GİBİ SOHBET

Muhabbet adına yapılan lakırdı

14 Ocak 2019 günü akşamı Turgut Öker, Ali Yıldırım ve HDP milletvekili sayın Zeynel Özen birlikte güya bir muhabbet yaptılar. Sayın Özen’in tüm müdahalelerine rağmen tam argo dil ve küfür hakimdi. Tıpkı Türkiye Büyük Millet Meclisi salonunda olduğu gibi küfürler, hakaretler havada uçuşuyordu. Bu durumun sayın Özeni rahatsız ettiği her halinden belli oluyordu. Ancak ayıp olmasın diye orada bu lakırdının sonuna kadar beklemeğe tahammül etti kanısı bende oluştu.

Hele Öker’in beyinsizler lafına yapılan “bunu tekrarlama, alınanlar var” uyarısına verdiği “alınırlarsa alınsınlar” tepkisi, Öker’in Alevi kitlesine verdiği değerin ne kadar yerlerde süründüğünün de göstergesi oldu. Üzgünüm demeden geçemeyeceğim.

Dostlar, aleviler kimseyi silah zoruyla Aleviliğe hizmete zorlamadı. Hizmet edenler şayet bu hizmetin karşılığında kişisel bir beklentileri yok idiyse, gönüllü hizmete soyundular. Hiç kimsenin sunmuş oldukları hizmet için ‘ben şu kadar yıl hizmet ettim’ diye başımıza kakıp, kafamızı, gözümüzü paralamasın.

Aleviler haksızlık yapıp, hizmeti yok saymaz, emek sahiplerinin emeklerine saygısızlık yapmazlar. Emek sahipleride şayet hizmetlerini desinler için değil de Hakk için yapıyorlarsa başımıza kakmaktan vazgeçsinler ve taktiri canlarımıza bıraksınlar.

Aleviliğin büyük bir sorunu haline gelen Geleneksel ve bilimsel yol ayrımında gideceği yolu seçmekte karasızlık mutlaka aşılmalıdır. Hünkar Hace Bektaş Veli bu konuda bize ışık tutmuş, yol gösterip, işimizi kolaylaştırmış olmasına rağmen, bilimin yolundan gitmeyip, geleneksellik adı altında Aleviliği asimile edenlerin gemisine binenler bilsinlerki bu yolculuk onları karanlığın dehlizlerinde yok edecektir.

Cennetin, cehennemin varlık yokluk meselesini sana anlatmaya çalışan annene veya büyüğüne sen Muhammed’in, Ali’nin ve 12 İmamların Alevilikle alakasını anlatamıyor, bu tartışmayı göze alamıyorsan, sorun Aleviliğin tarihinde değil senin kişiliğindedir. Bilgine ve bildiklerine olan güvensizliğindedir. Kişisel olarak kaybedeceklerini göze alamadığındadır.

Binlerce yıl kendi özüyle yaşatılmış Alevilik, 1500lü yıllardan sonra İslamın ağır baskı ve asimilasyon politikaları karşısında kendini koruyabilmek için yapmış olduğu takiye zamanla eksik kalan bilgi nedeniyle genel kitlelerde, bazı gönüllü Asimile etmeye gönüllü dedeler vasıtasıyla büyük ölçüde dejenereye uğraması sonucu, Alevi terminolojisine (diline) İslami terimler hakim olmuştur. Bunun yanlışlığının farkında olan Turgut Öker’in anlatımından ben yanlışa devam etmek istediğini anlıyorum.

Aleviliğin Özünden bahsedenleri hafife alıp, aşağılamağa kalkışan Öker, kendi düşüncesine ters düşen dede ve fikir İnsanlarıyla tartışıp ikna etmek yerine, Ali Yıldırım’a yaptığı gibi Avrupa’da Alevi Kültür Merkezlerine (AKM) davet yasağı koyması hangi emelin ürünü olabilir? Biz bunu başka alanlarda yaşamış ve Faşist ideolojinin ürünü olması nedeniyle de pek yadırgamamıştık. Çünkü; o ideolojiye uygundu. Tartışıp, ikna yerine, dayatıp kabul ettirmek veya yasak koymak.

Bu nedenle olacakki Öker kendisine karşı fikir yürütürken kaşları çatılanların yüz hatlarından dolayı hemencecik “Alevi Faşistler” yaftası vurabiliyor. Sayın Öker’in şunu bilebileceğini sanırdım; Alevi’den faşist olmaz. Çünkü faşist ideolojiyi benimseyen kişi aleviler nezdinde düşkündür ve Alevilikle olan bağları koparılmışsa, mutlaka koparılacaktır.

AABK’nın Onursal başkanı sayın Turgut Öker’in bu konuşma sürecinde bende yaratmış olduğu intiba; Öker inandıklarını değil, kendisinden istenileni dile getiriyor. Konuşurken heyecana kapıldığında bazı doğru sözler ağzından çıkarken, hemen ardından düzeltme yapma çabasıyla daha önce sarf ettiği sözleriyle çelişen cümleler kurması, kendisinde anlatım zorluğu yaratıyordu. Bu nedenle de İslami Şahsiyetlerin isimlerini anarken hep; “Hazret” sıfatını kullanırken, Alevi şahsiyetlerinin hiç birinde bu sıfatı kullanmıyor.

Dostlar korkmak, çekinip, tedirginlik yaşamak insani bir duygudur. Bundan kurtulmak ve korunmak, korkuya teslim olmakta değil, kendine ve ideolojine olan güvenle, gerçek dostlarına güvenmektir. Tıpkı kadim Alevilerin, gelen baskılara karşı kendilerini kutsallık atfettikleri ulu dağların koynunda sakladıkları gibi, günümüzün Alevileri de kendilerine önderlik etmiş kişilikleri hiç tereddüt etmeden bağırlarına basıp, koruyacaktır. Hoş görüşüyle de geçmişte yapmış olduğu irili ufaklı hatalarını da düzeltmesi için kendisine destek sunacaktır.

Hatayı hatayla kapatmak yerine, yol yakın, kalpler daha fazla incinmeden hatalarımızdan sıyrılıp doğru da buluşalım. Bir, iri ve diri olalım. Bilimin ve aydınlanmanın eteğini bırakmayalım.

Yolumuzu Hünkarın belirlediği gibi bilimin rehberliğinde, yol göstericiliğinde arayalım. Zulme boyun eğmeden, Pir Sultan duruşu, Şeyh Bedreddin kararlılığı ve paylaşımcılığı, ozanlarımızın bilgeliği bizi menzile ulaştıracak, Hızır her müşkülümüze erişecek inancıyla. Gerçeğe hü, Aşkile.

16 Ocak 2019

Hasan Topkaya